2015’teki ekonomik riskler

ekonomik_risk

2015teki ekonomik riskler, Geride bıraktığımız yıllar süren bir dönem boyunca ekonomik kriz global dünyanın en büyük endişelerinden bir tanesiydi. Ancak Berlin Duvarı’nın yıkılmasından bu yana ilk kez uluslararası çatışmalar dünyanın en büyük telaşları arasına girmiş bulunmakta. Siyasi çatışma demek, çatışma içerisinde ülkelerin de ekonomik olarak zayıflaması anlamına geliyor. WEF tarafından yapılan bir araştırma göre önümüzdeki on sene boyunca dünyadaki çoğu ülke ekonomik kriz içerisine girecek ve kurtulmaları da pek mümkün gözükmüyor.

Dünya’da yer alan habere göre, Dünya Ekonomik Forumu (WEF), gelecek hafta yapılacak Davos Zirvesi öncesinde Küresel Riskler 2015 raporunu yayınladı. Raporda dünyanın gelecek 18 ay ile 10 yıllık süre zarfında yaşayabileceği 28 önemli risk ve su risklere yol açan 13 trend ortaya kondu. Riskler, ‘ekonomik, çevresel, jeopolitik, toplumsal ve teknolojik’ kategorileri altında incelendi. Weforum’un 900 üyesi ile geçtiğimiz yılın temmuz- eylül döneminde gerçekleştirdiği anketin sonuçlarına göre gelecek 18 ay içinde en olası risklerin başında devletler arasında yaşanabilecek sorunlar geliyor. Olağandışı hava koşulları, ulusal yönetimlerin çökmesi, devletlerin çökmesiyle oluşabilecek krizler diğer önemli riskler olarak öne çıkarken, işsizlik ya da eksik işgücü, doğal afetler, iklim değişikliğine adaptasyonda başarı sağlanamaması, su krizi, veri hırsızlığı ve siber saldırılar olasılığı en yüksek riskler. Yaratacağı etki açısından en büyük riskler ise şöyle sıralanıyor; Su krizi, salgın hastalıklar, kitle imha silahları, iklim değişikliği, enerji fiyatı şoku, altyapı çöküşü, mali kriz, işsizlik ve eko sistemin çöküşü olarak sıralandı.

Çatışmalar, ülkelerin çöküşü endişesi güçlendi

Ekonomik krizin patlak verdiği 2007 yılından bu yana hazırlanan raporda 2014 yılına kadar ekonomik riskler ağırlığını korumuş ve varlık fiyatlarında çöküş risklerin en büyük olarak işaret edilmişti. Bu yıl ise daha önceki raporlara göre radikal bir değişim yaşandı ve ekonomik riskler ilk beş içinde kendine en küçük yeri buldu, jeopolitik riskler ise önce çıktı. Mart 2014’te patlak veren Kırım sorunuş, bölgesel diğer çatışmalar, İŞID’in yükselişi gibi gelişmeler ülkeler arasındaki sorunların sonuçlarının neler olabileceği konusunda ipuçları verirken, jeopolitik sorunların ekonomiyle içiçe olduğunu da gösterdi. Ayrıca devletler ile ulusal yönetimlerin çöküşünü kamuoyuna hatırlattı.

Salgın hastalıklar yeniden gündemde

Bunun yanı sıra en son 2008 yılında gündemi meşgul eden sağlıkla ile ilgili riskler, mesela salgınlar, Orta Afrika’da başlayıp birlerce can alan Ebola salgını sonrasında yeniden en büyük riskler arasında gösterilmeye başlandı. Çevresel riskler de ekonomik risklerden ağır basmaya başladı. Özellikle iklim değişikliğiyle mücadele ve su krizi gibi endişeler çevresel risklerin ağırlığını artırdı. Toplumlardaki kırılganlık da artan bir diğer endişe unsuru. Ülkeler arasında artan sosyo-ekonomik eşitsizlik toplumsal kırılganlığın en önemli tetikçisi. OECD ülkeleri içinde en zengin yüzde 10’un ortalama geliri, en yoksul yüzde 10’un gelirinin dokuz katına ulaştı. Meksika’da bu 25 katına çıkmış durumda. Artan yapısal işsizlik gelir dağılımındaki uçurumu ve toplumsal baskıları artıyor. Düşük ekonomik büyüme ve teknolojik değişimlerin yakın gelecekte işsizliğin yüksek kalmasına neden olacağı belirtiliyor.

‘Varlık balonlarına’ dikkat uyarısı

‘Peki ekonomik riskler sahneden çekiliyor mu?’ Küresel ekonomi yavaş da olsa büyüme trendi içinde ve yeni bir kriz olasılığının azaltılması için önemli ilerleme sağlandığı algısı var. Küresel işsizlik oranının 2018’e kadar mevcut seviyede kalması bekleniyor. Bu muhtemelen maaşların düşük kalmasına yol açacak. Bu arada düşük faiz oranları varlık balonları riskini biraz ateşledi.

Finans krizinden bu yana genişlemeci para politikalarının kullanılması reel ekonomide kredi artışı gibi istenen sonucu doğurmadı, bunun yerine varlık fiyatlarında artışa neden oldu. Kredi patlamaları ve varlık fiyatlarında artış önceleri genellikle banka kurtarma paketleriyle sonuçlandığından varlık balonları bir risk olarak karşımıza çıkıyor.

Riskler karşısında hazırlıksız bölgeler

Raporda, bölgelerin sorunlarla mücadelede ne kadar hazırlıklı olduğu konusunda değerlendirmelere yer verildi. Avrupa’nın en az hazırlıklı olduğu risk olarak yapısal işsizlik gösterilirken, büyük çaplı göçler ve toplumsal huzursuzluk da Avrupa’nın çözmekte zorlandığı riskler. Kuzey Amerika’nın en hazırlıksız olduğu risklerin başında altyapı yetersizliği, siber saldırılar, iklim değişikliği en önemli madde. Sahra Altı Afrika’nın hazırlıksız olduğu riskler ise salgınlar ve işsizlik olarak öne çıkıyor. Doğu Asya ve Pasifik’in zayıf noktası ise iç çatışmalar ve kentleşmede plansızlık. Bu bölge ayrıca insanların neden olduğu çevresel sorunların iyileştirilmesine en az hazırlıklı yer olarak gösteriliyor. 2011’de Fukuhima nükleer santralinde meydana gelen kaza bunun en iyi örneği. Doğu Asya, Pasifik, Latin Amerika, Karayipler ve Güney Asya başarısız şehir planlamasının en büyük üç risk içinde yer aldığı bölgeler.

Türkiye etrafı işsizlik, çatışma ve su kıtlığı riskleriyle çevrili

WEF, dünyanın karşı karşıya kaldığı riskleri sıralarken, birçok ülkenin bunları çözmeye hazırlıklı olmadığı eleştirisi yaptı. WEF’in raporunda hangi bölgenin hangi risklere daha açık olduğuna dair tespitlere yer verildi. WEF’in tahminlerine göre Türkiye’nin de bulunduğu coğrafya Avrupa cephesinden “yapısal işsizlik” riski ile karşı karşıya kalırken, Ortadoğu ’dan bakınca da “iç çatışma ve devlet sisteminin çökmesi” gibi riskler taşıyor. Bölgenin uzun süre yaşaması beklenen risk ise su kıtlığı. Araştırmanın merkezinde yer alan zorunlu göç faktörünün büyüklüğü dikkat çekici. Göç ile yaratılan ortamının, iç istikrarsızlıkları, devlet krizlerini ve iç çatışmaları tetiklemesinden endişe ediliyor.

Türkiye’nin çevresi bu riskleri taşırken ABD, önemli altyapılarda çökme (yol, elektrik, su vs.) ya da siber saldırı riskleri taşıyor. Geçen yıllarda risk listesinin en tepesinde üç yıl üst üste gelir dağılımındaki dengesizlik yer almıştı. Uzmanlara göre ekonomik krizin izleri hafiflerken dünya üzerindeki jeopolitik risklerin artacağı bir dönem geliyor.

WEF araştırmasından çıkan bir sonuç da son 10 yılda en fazla ilerleme kaydedilen kriz noktaları üzerine. Finansal sistem, terörizmle mücadele ve bulaşıcı hastalıklar konusunda önemli yol alındığına dikkat çeken rapor, sosyal ve siyasi istikrarsızlık alanlarını hala “kırılgan” noktalar olarak kaydediyor. WEF’e göre Asya’da da iç çatışma ortamının doğma ihtimali yüksek, Çin ise enerji fiyatları konusunda riskli noktada. Afrika ise su ve yiyecek kıtlığı, işsizlik ya da eleman bulamama gibi riskler taşıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir